www.dersimizmuzik.net deyiz.Hala Kayıt Olmadınız mı?
 


 

Mutluluğun da müziği var!  ein Bild
 
Çağimızın en yaygin sağlık sorunlarindan olan depresyonda, özellikle grup müzikterapi çalişmaları sonrasinda özbakimda, değerlilik ve işe yararlilik duygusunda, sosyal isteklilikte artma, intihar düşüncelerinde azalma gözlenmektedir.
Kanada’da Della Bela ve arkadaşlarinin 2002 yilinda yaptiklari bir müzik-beyin araştirmasinda, Türk musikisinde rast, mahur, acemaşiran gibi makamlara tekabül eden majör makamlarin ve hizli tempodaki ritimlerin beynin sol ön bölgesini uyardiği ve böylece mutluluk duygusunu artirdiği ortaya konmuştur.

Bu çalişma 9. y.y.da yaşamiş Farabi’nin “rast makami insanda safa ve neşe duygusunu artirir” şeklindeki tespitinin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koyan önemli bir çalişmadir.

Þizofreni hastalari, biz yabanci değiliz, gelin şarkimizi birlikte söyleyelim…

Psikiyatrinin en önemli rahatsizliği olan şizofreni rahatsizliğinda müzikal aktiviteler yüz ifadesinde canlanma, vücut duruşunda ve görünümünde düzelme, kendine bakimda, konuşmada, girişimcilikte, işlevsellikte, diş dünyayla irtibatta artma etkisine sahiptirler.

Müzikterapi şizofreni hastalarinin davranişlarini disipline etmektedir.

Ayrica damgalanmanin önüne geçilmesinde etkili olmaktadir.

Kaygilanmayin müziğiniz sizinledir…

Uygun müzik ve müzikal aktiviteler, panik bozukluğu, sosyal fobi, kaygi bozukluğu, takinti hastaliği, örselenme sonrasi stres bozukluğu gibi hastaliklarda yükselen stres hormonlarinin seviyesini düşürmektedir.

Bu hastaliklar esnasinda vücutta beliren kas gerginliği, kalp hizinda artiş, solunum zorluğu, deri isisinda azalma bulgularini normale gelmesini sağlayarak, sempatik sinir sisteminin devre dişi kalmasina yardimci olur.

Seanslarda relaksasyonu sağlamak için bir müziğin belirlendiği, korkulan ve sikinti duyulan ortamlarda bu müziğin dinletildiği ‘müzikal şartlanma modeli’ özellikle kaygi bozukluklarinda etkin bir müzikle tedavi yöntemidir.

Kopun alkolden, uyuşturucudan, müzik bağlasin bizi…

Alkol ve uyuşturucu bağimliliği… Dünyanin baş etmede zorlandiklari toplumsal sorunlarin başinda gelmektedir. Uyuşturucu kullanimi bugün 11 yaşina kadar inmiştir. ilaç tedavisi ve terapiler çoğu zaman istenilen sonuçlara ulaşmada yetersiz olmaktadir. Bunun için bugün ki klasik tedavilerin güçlendirilmesi gerekmektedir.

Uyuşturucuyu birakabilmenin birinci kurali birakilabileceğine inanabilmektir. Müzikterapi, kişinin kendine saygisini artirmakta ve birakma konusunda cesaretlendirmektedir.

Grup müzikterapi çalişmalari uyuşturucu kullananlardaki sosyal dişlanmişliği önlemekte, kendini ifade etme imkâni yaratmaktadir.

Müzikal aktiviteler sayesinde yeni bir çevreye kavuşmakta, sosyal etkinlikleri artmakta ve böylelikle uyuşturucu çevresinden uzaklaşabilmektedir.

Þarkilar unutturmaz...

Bunama, unutkanliğin yaninda davraniş problemleri, kişilik değişiklikleri, psikolojik bozukluklar ve sosyal uyum sorunlariyla seyreden bir tablodur.

2005’de yapilan sekizinci dünya biyolojik psikiyatri kongresinde müzikterapi Alzheimer hastaliği ve diğer bunama rahatsizliklarinda en etkili terapi yöntemi olarak gösterilmiştir. Etkinlilikte ilaç tedavisinin bile önüne geçebileceği iddia edilmiştir. Bu ilaç tedavisini daha etkin hale getirmektedir.

Gerçekten de bunama hastalarinda yapilan müzikterapi çalişmalarinda görülmüştür ki, sosyal iletişim ve değerlilik duygusu artmaktadir. Bunama hastalarinin ve bunama hastalarina bakan insanlarin en çok muzdarip olduklari huzursuzluk, gezinme ve saldirma gibi amaçsiz davranişlar müzikal etkinliklerle azalmaktadir.

Uyku kalitesi düzelme olmakta, hafiza güçlenmekte, hatirlama güçlenmektedir. Dans gibi müzikal aktiviteler kas gücünün ve kendilerine güven duygusunun artmasini sağlamaktadir.

Dikkat-konsantrasyon ve bellek fonksiyonlarini düzenlemekte, uyku kalitesini artirmaktadir.

Müzikterapi ile yeniden hayata…

Özürlü kişilerde kas gücünü artirmak, psikososyal becerilerin yeniden kazanilmasini sağlamak, tedaviye uyumu artirmak için müzikle tedavi çok etkili olmaktadir. Felçlerde, kas hastaliklarinda, Parkinson hastaliğinda, nörolojik ve psikolojik baş ağrilari ve vücut ağrilarinda, şeker hastaliğinda, kalp-damar hastaliklarinda, alerjik hastaliklarda, astim benzeri solunum sistemi hastaliklarinda, psikosomatik hastaliklarda, spastik kişilerde, doğuştan kalça çikiği olanlarda, fiziksel gücü, motivasyonu, kendini iyi hissetme duygusunu, yaşama gücünü artirmada, bedeni ve beyni rahatlatmakta etkili olmaktadir.

Cerrahlardan korkmayin onlar artik müzikle ameliyat edecekler…

Ameliyatlarda, yoğun bakim ünitelerinde, koma hastalarinda, cerrahi işlemler sirasinda müzik kullanilmaktadir. Müzik bu durumlarda stres hormonlarini azaltmakta, korkuyu ve kaygiyi azaltmaktadir.

Annelerimize bir hediye de bizden; ‘Müzikterapi’…

Bazi gelişmiş ülkelerde anne adaylari hamilelik boyunca bir müzikterapistle çalişmakta ve müzik sayesinde rahat doğum yapmasi sağlanmaktadir.

Böyle çalişmayi kim istemez ki?

Çalişanlarin %20’sinden fazlasi iş performanslarini etkileyen kişisel problemlere sahip olabilmektedir. işe devamsizliklarin % 30’u ve işten ayrilmalarin % 66’si çalişanlarin kişisel sorunlari ile ilişkilidir.

Yaşanan psikolojik sorunlar sebebi ile ortaya çikan işgücü kaybi % 33 civarindadir.

 Çeşitli psikolojik sorunlara sahip çalişanlar ortalama bir çalişandan % 25 daha az  üretken olmaktadir. Bu durumda işyerinde stresi azaltmaya yönelik çalişmalar işverenlere programlara yaptiklari yatirim miktarinin 5-16 kati oraninda tasarruf etmelerini sağlamaktadir. Müzikle tedavi relaksasyon, motivasyon, dikkat ve konsantrasyon, hafiza, kişisel gelişim, problem çözme yeteneğin üzerinde olumlu etkileri sayesinde işyeri stresini azaltmaktadir.

 
Türkiye’de ilk defa Dr. Adnan Çoban’in gündeme getirdiği ‘Medikal Müzik’ uygulamalari, çalişilan alanda müziği stresi azaltmada etkin kilmaya yönelik. Çalişan insanlari rahatlatabilecek müziğin beyin haritasi ve nörobiyofidbek yöntemiyle belirlenmesi prensibine dayanan ‘Medikal Müzik’, zaman ve işgücü kaybi olmaksizin stres yönetimi sğalayan çağdaş bir yöntem.


TÜTEM olarak arzumuz ve idealimiz, Farabilerden, Razilerden, ibni Sinalardan, ElKindilerden, Gevrekzade Hasan Efendilerden , Þuuri Hasan Efendilerden bize miras kalan ve geleneksel hekim anlayişimizi sembolize eden müzikle tedaviyi daha ileriye götürmektir.


Sultan Veled ne güzel özetlemiş meseleyi;
Sema safa, cana şifa, ruha gidadir.
TÜTEM’den cana şifa nağmeler…
 
 
 
Uzm. Dr. Adnan Çoban
---------------------------------------------------------------------------------

Sazin telleri de yalnizdir ama, armoni içinde ayni melodiyi seslendirir...
Ünlü bir düsünüre soruldu:
- "Evlilik nedir?" Bu soruya, ünlü düsünür söyle cevap verdi:
- Siz birliktelik için dogmussunuz. Ölüm meleginin beyaz kanatlari sizi ayirana kadar
ayrilmayacaksiniz. Allah'in sessiz tanikliginda bile beraber olacaksiniz. Ama birlikteliginizde mesafeler birakin; birakin ki, cennetin rüzgarlari aranizda dans edebilsin...
Birbirinizi sevin ama, ask tutsakligi istemeyin...
Birakin ask, ruhunuzun kiyilarina vuran dalgalar gibi olsun...
Birbirinizin bardagini doldurun ama ayni bardaktan içmeyin;
Ekmeginizden verin birbirinize ama ayni somundan isirmayin...
Birlikte sarki söyleyin; lakin birbirinizi yalniz birakmayi da bilin.



Birbirinize kalbinizi verin, ama karsilikli kilitleyip saklamak için degil!
Sadece hayatin eli o kalbi saklar!
Birlikte durun, ama yapismayin; tapinaklarin sütunlari da bitişik degildir!
Ve unutmayin;
Mese ile Çinar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...
------------------------------------------------------------------------------

Beyne Nota Neşteri: MÜZiKTERAPi

Müzikle tedavi ve müzik terapisi psikiyatri temelli hastaliklarda 1950’lerden bu yana etkin olarak kullaniliyor. 1997’de ABD, tedavi biçimini bir bilim dali olarak kabul etti. Türkiye, müzikle tedavinin henüz farkinda değil. Oysa Farabi, Razi, ibn-i Sina ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi Türk âlimleri bu alanda çok önemli çalişmalara imza atmişlardi.   Felsefe, tip, astronomi, matematik, musiki gibi on yedi ayri bilim dalinda eserler veren islam âlimi Yakup El Kindi’nin tüccar komşusunun oğlu birdenbire hastalanir. Yemeden içmeden kesilir. Hastalik, tüccarin işlerini sekteye uğratir; çünkü her işi oğlu yönetmektedir. Hastaliğa çare bulunamaz. Bir arkadaşi tüccara, bu hastaliği ancak Kindi’nin tedavi edebileceğini söyler. Tüccar, komşusu Kindi’yi bilmektedir ama şimdiye kadar sürekli aleyhinde konuşmuştur. Yine de araci vasitasiyla ondan yardim ister, Kindi de kabul eder. Hastanin nabzini kontrol ettikten sonra musikide hünerli öğrencilerinden birkaçini çağirir. Onlara ne çalmalari gerektiğini söyler ve sürekli o musikiyi icra etmelerini ister. Dakikalar geçtikçe nabzi kuvvetlenen ve nefesi canlanan hasta bir süre sonra kimildamaya, oturmaya ve konuşmaya başlar. Kindi, tüccara, “Oğluna ne sormak istiyorsan sor?” der. Sorular sorulup cevaplar alindiktan sonra hasta yeniden eski haline döner. Baba müzisyenlerin devam etmesini isteyince Kindi, “Hasta son gayretini gösterdi. Fazlasina imkan yok; çünkü ömrü tamamdir.” diye konuşur.

9. yüzyilda meydana gelen bu olay, bitkisel hayattaki bir kişiyi bile musikinin nasil etkilediğini göstermesi bakimindan son derece önemli. Aslinda, insanlik müzikteki şifa kaynağinin başindan beri farkinda. Eski Yunan, Roma, Çin ve Misir’da müziğin tedavi edici özelliğinden faydalaniliyor. Bugün de başta ABD ve Avrupa olmak üzere dünyanin birçok yerinde psikiyatrik hastaliklarin tedavisinde müzikten yararlanilmakta. Türkiye’de henüz kurumsallaşamayan konu daha ziyade bireysel faaliyetlerle gündeme geliyor. Ayhan Songar ve Oruç Güvenç gibi isimlerin ön plana çiktiği bu alanda bayrak şimdi psikiyatri uzmani Dr. Adnan Çoban’da.

Adnan Çoban’a göre, Türkiye’de müzikle tedavide batinin çok gerisinde kalinmasinin sebebi konunun reddi değil, fark edilmemesi. Çalişmalarin bireysel düzeyde kalmasinin sebebi de bu zaten. Bunun örneğini bizzat yaşayan Çoban, “1997’de müzikterapi eğitimi için yurtdişina gitmek istedim. Elimden tutup da gönderecek hocam olmadi.” diyor. Günümüzde psikiyatrik rahatsizliklar ‘biyopsikososyal’ çerçevede değerlendiriliyor. Yani hastaliğin biyolojik, psikolojik ve sosyal açilardan tedavisi öngörülüyor. Buna kapsayici model deniyor. Dr. Çoban müzik terapisinin söz konusu kapsayici tedavi yaklaşimina en uygun yöntem olduğunu söylüyor.

Adnan Çoban, klasik Türk müziği ile tip öğrencisiyken uğraşmaya başlar. Prof. Dr. Ayhan Songar’in istanbul Çapa Tip Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dali bünyesinde kurduğu Etnomüzikoloji Merkezi’nde müzikle terapi faaliyetlerini izler. istanbul Üniversitesi Korosu’nda şef yardimciliğina kadar yükselir. Tip mezuniyeti sonrasinda birçok uzmanlik alaninda asistanlik yapar. Sonunda ideali olan ortopediyi kazanir. Ancak, kendisi hem müzikle irtibatini sürdürmek istediği hem de müzikle tedaviye ilgi uyduğu için 1997’de psikiyatriyi tercih eder. O yil Ayhan Songar vefat eder. ilk iş olarak Songar’in Etnomüzikoloji Merkezi’nin yolunu tuttuğunda burasinin halen bilemediği bir sebeple kapatildiğini öğrenir.

iyi bir udi olan, TRT’de bir dönem ses sanatçiliği yapan ve kurduğu Türk Tedavi Musikisi Uygulama ve Araştirma Grubu’nun (TÜTEM) müzikle tedavi faaliyetlerinde yer alan Çoban’in çok sayida projesi var. Bunlardan biri 2005 sonunda hizmete açmayi düşündükleri ve içinde müzik, sanat ve meşguliyet tedavisinin uygulandiği psikiyatri hastanesi. Kurum, müzikle ve sanatla tedavi biriminin bulunduğu Türkiye’nin ilk hastanesi olacak. Çoban bir konunun altini özellikle çiziyor. Salt müzikten şifa ummak gerçekçi değil. Müzik etkili ancak yardimci bir tedavi yöntemi.

Bati dünyasi da 20. yüzyilin ortalarinda keşfettiği müzikle tedavi ya da terapiyi, alternatif tedavi yöntemi değil, geleneksel tibba uygun ve kurallari kendine has bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul ediyor. ikinci Dünya Savaşi’nda yaralanan askerlerin terapisinde müzikten yararlanilir ilk olarak. Ardindan, 1947’de ABD’nin Michigan Devlet Hastanesi’nde müziğin tedavi programina alinir. Böylece bu konuda araştirmalar hizlanir. Depresyon, şizofreni, zeka geriliği, alkol ve madde bağimliği ile mücadelede müzik tedavi yöntemine başvurulur. Yeni teknik ve pratik uygulama biçimleri geliştirilir. Amerikan Müzikterapi Birliği 1997’de bir tanimlama yaparak son noktayi koyar: “Müzikterapi, bazi duyulan bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarini karşilamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlik dalidir.”

Bugün Bati’da hastane, klinik, gündüz bakimevi, okul, madde bağimliliği merkezi gibi yerlerde 5 binden fazla uzman, müzik terapisi uyguluyor. Þüphesiz, bunda etkili olan temel faktör son yillarda müzik ve beyin araştirmalarinda elde edilen veriler. Müziğin, özellikle serotonin, norepinefrin, dopamin, melatonin, kortizol, adrenalin, testosteron gibi psikiyatrik hastaliklarin oluşumunda etkili hormonlara; kan basinci, solunum ritmi, solunum kalitesi, nabiz sayisi gibi fizyolojik olaylara olumlu etki yaptiği biliniyor artik.

Müzikle tedaviyi Bati bizden öğrendi
Müslüman Türk âlimlerinin, daha önceki yüzyillarda müzikle tedaviyi araştirdiğini, kullandiğini ve üzerine kitaplar yazdiğini belirten Dr. Çoban, “9. yüzyilda Farabi ve Razi, 10. yüzyilda ibni Sina, 17. yüzyilda Hasan Þuuri ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi bilim adamlari, yaşadiklari dönemin bilimsel metotlarini kullanarak araştirmalar, tibbi ve klinik gözlemler yapmişlar, sonuçlarini kitaplar halinde yayimlamişlardir.” diye konuşuyor. Batili tarihçi Kraft Ebing’in, Bati’nin müzikle tedaviyi Türklerden öğrendiğini açikça belirtmesi, bugün Bati’daki birçok psikiyatri kliniğinde Orta Asya kökenli ‘pentatonik’ müzik türü ve klasik Türk musikisinin tedavi ve terapide ciddi bir rol oynamasi, Dr. Çoban’in görüşlerini destekliyor.

Müzikle tedavide bize çok değerli bilgilerin miras birakildiğini vurgulayan Adnan Çoban, “Bu bilgileri, günümüz anlayişi içinde yeniden gözden geçirmek zorundayiz. Aksi takdirde, geçmişiyle övünüp bir şeyler üretemeyen mirasyedilerden bir farkimiz kalmaz. Bugünün Türk hekimlerine, müzikle tedavi konusunda büyük sorumluluklar düşüyor.” diyor. Müzikle tedaviye bilimsel bir çerçeve kazandirmayi amaçlayan Psikiyatri Çoban, araştirmalari sonucunda belirlediği Avusturya’daki Viyana Üniversitesi’nde faaliyet gösteren Entomüzikoterapi Enstitüsü ile temasa geçer. Enstitü’den Dr. Gerhard Tuçek’ten bilimsel destek ister. Klasik Türk Muziği makamlari ile Orta Asya müziğini kullanan; ama tamamen bilimsel metodolojiye uygun çalişan Tuçek’in islam dinine geçerek Kadir ismini aldiğini öğrenir. 1990’larin başinda kurulan enstitü, müzikle tedavide dünya çapindaki merkezlerdendir. Tuçek’e göre, müzikle tedavi nöroloji, kardiyoloji, onkoloji ve psikiyatri gibi klinik alanlarin vazgeçilmez bir parçasidir ve özürlü insanlarla ilgili çalişma alanlarinda da önemli bir yere sahiptir.

Müziğin biyolojik etkisi de var
Psikiyatrik hastaliklarin temelinde mutlaka biyolojik bir altyapi söz konusu. Örneğin depresyon türlerinde beyindeki mutluluk kimyasallari azaliyor. Bu hastaliğin ortaya çikişinda aşiri mükemmeliyetçilik, titizlik ve olaylari çok fazla kafaya takma gibi psikolojik faktörler önemli rol oynuyor. işsizlik, okulun iyi gitmemesi, arkadaşindan ayrilma ve birinin kaybedilmesi gibi sosyal etkenler de hastaliği tetikliyor. Adnan Çoban, “Bu neticelerin hepsini dikkate almamiz gerekiyor. Biri ihmal edilirse tedavi eksik kalir. Bu mantikla yaklaşilidiğinda müziğin üç alana da etki edebilen pratik ve her alana uyarlanabilen çok güçlü bir tedavi edici araç olduğunu görürüz.” diyor.

Þüphesiz, hastaliğa yol açan biyolojik faktörlerin tedavisinde ilaç olmazsa olmaz bir araç. Acaba müzik burada nasil bir rol üstleniyor? Çoban’a göre, sadece ilaçla hastalarin yüzde 60’i tedavi edilebiliyor. Bu durumda ilaç tedavisindeki başariyi artirici diğer yöntemler gündeme geliyor. Bilimsel çalişmalarda uygun müziklerin, birçok depresyon vakasinda artan stres hormonlarini azalttiği; ayrica beyindeki oksijenlenme ile kanlanmayi etkilediği ortaya konuyor. Türk müziğinde de rast gibi makamlara denk gelen majör makamlarin, beynin sol ön bölgesini uyararak mutluluk duygusunu artirdiğini ve depresyon hastalarindaki mutsuzluğun ortadan kalkmasinda rol oynadiğini gösteren araştirmalar var. Yine hizli ritm ve tempolarin beynin sol ön bölgesini uyararak mutluluk duygusunu uyandirdiği biliniyor. Dr. Çoban, “Demek ki uygun melodiler dinletildiğinde depresyonun biyolojik tedavisine katki sağlaniyor.” diyor.

Peki uygun müzik nasil belirlenecek? Bu konuda doğum yeri, yaşanilan yer, yapilan iş, inanç, kültür ve eğitim düzeyi gibi pek çok faktöre bakiliyor. Adnan Çoban’in uygun müziği belirlemede, belki de dünyada ilk defa denenecek bir projesi var. Kişilerin ‘beyin haritalari’ni çikararak uygun müziği bulmak: “Beyin saniyede 8 ile 12 ritm elektriksel uyari verir. Bu istirahat halindeki uyaridir. 13’ün üstü hizli ritmdir. Buna beta ritmi diyoruz. Beta ritmiyle yani 13 üzeri ritmle çalişan beyinde aşiri stres yüzünden fonksiyonlarda kayip ortaya çikiyor. Dinletilen müzik eğer beta ritmini alfa ritmine yani normal ritme döndürüyorsa o uygun müzik olacaktir. Uygun müzik, beyin ritmini normalleştirecektir.”

Müzikle tedavi biyolojik etkinin yani sira psikolojik etki de yapiyor hastalara. Depresyonda benliği zayiflayan, kendini işe yaramaz hisseden hastalar, müzik terapisiyle tersi duygulara kavuşuyor. Hastalarin grup içindeki iletişimleri artiyor, yeni ortamlar bulduklari için sosyal açidan rahatliyorlar.

Müzikle tedavinin otist çocuklara biyolojik etkisi henüz belirlenmiş değil. Daha ziyade psikolojik ve sosyal açilardan fayda sağliyor. içe dönüklükleri açisindan otistik belirtiler gösteren şizofreni hastaliğinda müziğin etkisini Adnan Çoban bizzat test ediyor. Þizofreni hastalarindan kurduğu Türk musikisi korosuyla konserler veren Çoban, koro faaliyetinden önce iki büklüm duran ve sürekli yere bakan bir hastanin 400 kişiye konser verir hale gelmesini müthiş bir gelişme olarak niteliyor. Müzikle tedavinin hiperaktif çocuklarda hem biyolojik hem de psikolojik ve sosyal etkileri görülüyor; çünkü bu çocuklarin beyinlerinin ön bölgesinde oksijenlenme ve kanlanma bozukluğu uygun müzikle normale dönüyor.

MÜZiKLE TEDAViYE BiLiMSEL DESTEK

insan beyninde müziği takdir yeteneği var
Enerjinin biçimleri vardir. Isi, işik, ses, madde ve sanal gerçeklik, ruhsal gerçeklik. Görmediğimiz ama hissettiğimiz bazen de hissedemediğimiz enerji bantlari kendi dalga boyu penceresinden beynimize girer. ilgili duyu organi tarafindan elektrik enerjisine dönüştürülür. insan beyninde ‘müziği takdir yeteneği’ olduğu, bebekler üzerinde yapilan deneylerle doğrulanmiştir. Müziği, beyinde mutluluk, neşe, elem, öfke, nefret gibi alanlari tetikleyen bir enerji bandi olarak tanimlamak doğru olur. Beyin haritalama tekniği (PET) çalişmalarinda ses, ritim, melodi, vurgu ve armoninin beynin sağ yarimküresinde; frekans ve ses şiddetindeki değişmelerle birlikte müzikle ilgili düşünce kaliplarinin ise beynin sol yarimküresinde kaydedildiğini gösteriyor. Diğer taraftan korku, öfke, keyif gibi etkiler duygusal bellek ve düzenleyici olan limbik sisteme işleniyor. Müzikle çok ilgilenenlerin beyninin orta kisminda köprü görevini gören ‘corpus callesum’ bölgesinin fazla genişlemiş olduğu ifade ediliyor. Müzikte duygularini harekete geçirenler, limbik sistemi konuştururlar. Müzikte düşüncelerini harekete geçirenler, öğrenirken müziksel unsurlari kullanarak, sol beyinlerini de işe katar. Müzik kulaği olanlar öncelikle sağ beyinlerini iyi kullanir.

Farabi, müzikle tedaviyi belgelemiştir
Her sanatta olduğu gibi Türk Musikisi’nde de bilginler, bestekarlar, şairler ve hayata kavuşan eserleri icra edenler vardir. Bunlar musikinin ‘ruhun gidasi’ anlayişiyla kullanilişinin gereğidir. Toplumlarda ilkel devirlerden, uygarliğin üst düzeye geldiği tarihi süreçlere kadar musikinin insan sağliği üzerindeki etkileri incelenmiştir ve hâlâ da incelenmektedir. Bu merak, müzikle tedavi konusunu hayata geçirmiştir. Türk toplumunda bu tür çalişmalar Farabi’nin eserlerinde belgelenmiştir. Yine Türk musikisinde makamlarin etkisine dayanarak daha çok ruhî hastaliklarin tedavi edildiğini gözlemlemekteyiz.

iTÜ’de 24 yil müzikle tedaviyi anlattim
Tibbiyedeki ‘Tip Tarihi ve Deontoloji’ hocamiz Prof. Dr. Süheyl Ünver’i rahmetle anarak, ‘müzikle tedavi’ konusunda verdiği bilgileri şükranla içimde taşidim ve ilgimi sürdürdüm. Yirmi dört senedir, iTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvari’ndaki derslerimde bu konuyu öğrencilerime gerektiği kadar anlatmaya çaliştim. Ayrica bazi mezunlarimiza, yüksek lisans aşamasinda tez konusu olarak verdim.
Çok değerli meslektaşim Dr. Adnan Çoban’in “Müzikle Tedavi” mevzuunu tamamiyla ilmi bir çerçevede ele almasi beni çok sevindirdi.


EMiN AKDAĞ / AKSiYON DERGiSi / 27.02.2005

--------------------------------------------------------------------------------

MÜZiĞiN iYiLEŞTiRiCi GÜCÜ   


MÜZiKLE TEDAVi

Müziğin psikolojik rahatsizliklar üzerindeki tedavi edici etkisi ilk çağlardan bu yana bilinen bir yöntemdir. Osmanlilarda müzikle tedavi en parlak dönemlerinden birini yaşamişti. Orta çağda ve batili ülkelerde ruhlarina şeytan girdi diye akil hastalari, insanlik dişi ağir işkencelere maruz birakilirken Sultan 2. Bayezit Edirnede 1488 de mimar Hayrettin'e inşa ettirdiği külliyenin darüşşifa (akil hastanesi) bölümünde hastalari müzik'le tedavi ettiriyordu.

Müzikle tedavi, aslinda Osmanli Türk ruh hekimlerinin bir buluşu değildi. Fakat, bilimsel çalişmalari ile ruh hekimliği alaninda da, çağdaşlarina göre yüksek düzeye ulaşmiş Osmanli Türk ruh hekimleri, hastalarin müzikle tedavi konusunda bir hayli ileri gitmiş, ibn-i Sinâ, Râzi, Farâbi gibi Türk bilginlerinin öncülüğünü yaptiği müzikle terapi, günümüz modern tibbina da işik tutmuşdur.

Evliya Çelebi'ye göre "müziğin insan ruhu üzerindeki olumlu etkisi konusunda yeteri bilgi ve deneyime sahip darüşşifanin hekimbaşisi, hastalarina önce çeşitli müzik makamlari dinletiyor, kalp atişlarinin hizlanip yada yavaşladiğina bakiyor, yararlandiklari uygun melodiyi belirliyor, şikayetleri ve benzer hastaliklari bir araya getiriyor, darüşşifanin müzik ekibine haftanin belirli günlerine konserler tertipletiyordu. Evliya Çelebi, zihni açma, hafiza ve hatirlari güçlendirmede isfehan, aşiri hareketli, heyecanli hastalari sakinleştirmede Rehavi, sikintili, karamsar durgun ve neşesiz hastalarada Kuçi makaminin iyi geldiğine seyyahatnamesinde belirmişti.

Felsefe, tip, matematik, astronomi, musiki gibi bilim dallarinda eserler veren islam âlimi Yakup El Kindi'nin tüccar komşusunun oğlu birdenbire hastalanir. Hastalik, tüccarin işlerini sekteye uğratir; çünkü her işi oğlu yönetmektedir. Hastaliğa çare bulunamaz. Bir arkadaşi tüccara, bu hastaliği ancak Kindi'nin tedavi edebileceğini söyler. Tüccar, komşusu Kindi'yi bilmektedir ama şimdiye kadar sürekli aleyhinde konuşmuştur. Yine de araci vasitasiyla ondan yardim ister, Kindi de kabul eder. Hastanin nabzini kontrol ettikten sonra musikide hünerli öğrencilerinden birkaçini çağirir.

Onlara ne çalmalari gerektiğini söyler ve sürekli o musikiyi icra etmelerini ister. Dakikalar geçtikçe nabzi kuvvetlenen ve nefesi canlanan hasta bir süre sonra kimildamaya, oturmaya ve konuşmaya başlar. Kindi, tüccara, "Oğluna ne sormak istiyorsan sor?" der. Sorular sorulup cevaplar alindiktan sonra hasta yeniden eski haline döner. Baba müzisyenlerin devam etmesini isteyince Kindi, "Hasta son gayretini gösterdi. Fazlasina imkan yok; çünkü ömrü tamamdir." diye konuşur.

Büyük islam bilgin ve filozoflarindan ibn-i Sina ( 980-1037), musikinin tipta oynadiği rolü şöyle tanimlamaktadir: "Tedavinin en iyi yollarindan, en etkililerinden biri, hastanin akli ve ruhi güçlerini arttirmak, ona hastalikla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir."


Müzikle Tedaviye Bilimsel Destek

Enerjinin biçimleri vardir. Isi, işik, ses, madde ve sanal gerçeklik, ruhsal gerçeklik. Göremediğimiz ama hissettiğimiz bazen de hissedemediğimiz enerji bantlari kendi dalga boyu penceresinden beynimize girer.

ilgili duyu organi tarafindan elektrik enerjisine dönüştürülür. insan beyninde 'müziği takdir yeteneği' olduğu, bebekler üzerinde yapilan deneylerle doğrulanmiştir. Müziği, beyinde mutluluk, neşe, elem, öfke, nefret gibi alanlari tetikleyen bir enerji bandi olarak tanimlamak doğru olur.

Beyin haritalama tekniği (PET) çalişmalarinda ses, ritim, melodi, vurgu ve armoninin beynin sağ yarimküresinde; frekans ve ses şiddetindeki değişmelerle birlikte müzikle ilgili düşünce kaliplarinin beynin sol yarimküresine kaydedildiğini gösteriyor. Diğer taraftan korku, öfke, keyif gibi etkiler duygusal bellek ve düzenleyici olan limbik sisteme işleniyor. Müzikle çok ilgilenenlerin beyninin orta kisminda köprü görevini gören 'corpus callesum' bölgesinin fazla genişlemiş olduğu ifade ediliyor.

Müzikte duygularini harekete geçirenler, limbik sistemi konuştururlar. Müzikte düşüncelerini harekete geçirenler, öğrenirken müziksel unsurlari kullanarak, sol beyinlerini de işe katar. Müzik kulaği olanlar öncelikle sağ beyinlerini iyi kullanir.

--------------------------------------------------------------------------------

Pasif Dinleme Aktiviteleri ve Türk Müziği 
 
Türk Müziği ve Müzikterapi

Klasik Türk musikisi ve pentatonik Orta Asya müziğimiz dünyada birçok ülkede kullanilmaktadir. Bu merkezlerden biri de Viyana’dadir. Etnomed Müzikterapi Enstitüsünde fiziksel sorunu olan hastalarin terapisinde Türk müziği ve Türk sazlari kullanilmaktadir.


Asya kökenli Pentatonik müziğin, kendine güven ve kararlilik duygusu oluşturduğu, beyinde alfa ve teta frekanslarini artirdiği ve kişilik gelişimine katki sağladiği birçok araştirmayla ortaya konmuştur.

Londra Nordoff –Robbins Müzikterapi Enstitüsünün araştirmalarina göre otistik ve spastik çocuklarin tedavisinde pentatonik müzik çok etkili olmaktadir. Bu enstitüde otistik çocuklarin müzikle tedavi seanslarinda piyano ve ritim sazlar eşliğinde pentatonik melodiler kullanilmaktadir. Pentatonik müziğin bu çocuklarda kendine güven ve kararlilik duygusu oluşturduğu ve otizmin iyileşmesine katkida bulunduğu tespit edilmiştir. Araştirmacilar çocuklara, 9-10 yaşina kadar pentatonik müzik dinletilmesi özellikle tavsiye etmektedirler. Londra Kraliyet Müzikle Tedavi Okulu’nda, otistik çocuklarin adaptasyonunda tedavi edici; Macaristan’da ise, çocuk eğitiminde önemli bir unsur niteliğindedir.
 
 
 
Uzm. Dr. Adnan Çoban

-------------------------------------------------------------------------------

Müziğin Tedavi Konusundaki Faydalari 
 
Ortopedik hastalarda ritmik uyarilarin hazirlik ve zamanlama duygusuna katkida bulunmasi, yürüme rehabilitasyonu veya fiziksel güç artirma gibi tedavi programlarinda çok etkili olmaktadir.

Ritmik algi; felç gibi nörolojik hastaliklarda yürümenin düzeltilmesinde, hareket bozukluklarinin rehabilitasyonunda hareket kontrolünü sağlayan işitsel süreçlerin devreye girmesinde büyük rol oynar. Ritmik olarak yapilan sirali ve ardişik hareketler, hareket performansinda ve uygulamasinda çok hizli düzelmeler sağlar.

Zamanlama ve hazirlik konusundaki faydasina ilaveten ritim, kişinin beden duruşuna da etki eder. Hastanin ayakta durmasini kolaylaştirir. Rehabilitasyon esnasinda verilen egzersizleri eğlenceli hale getirerek dikkati ve motivasyonu arttirir. Müzikle tedavi uzmanlari, uzun yillardir müzik aleti çalma gibi fiziksel aktiviteleri, yorucu ve tekrarlayici egzersizlerin tatsizliğini azaltmak ve yüksek bir motivasyon sağlamak için kullanmaktadirlar.


Bahsedilen tüm bu özellikleri sayesinde müzik, fiziksel işlevselliği düzeltmek ve sürdürmek için değişik yollarla olağanüstü sonuçlara imkân sağlayabilir. Müzik;

Dokunma uyarisi olarak
Ritmik yürümelerde veya aerobik egzersizlerinde hareket sisteminin hazirlanmasinda
Hareketlerin yapilandirilmasi ve daha iyi anlaşilabilmesinde
Ağrili ve yorucu hareketler esnasinda kirilan cesareti ve motivasyonu artirmada kullanilabilir.
Uzm. Dr. Adnan Çoban 
 
--------------------------------------------------------------------------------

Müzikle tedavi hastaliklarda nasil ve ne amaçla kullanilmaktadir? 
 
Müzik Otistik Çocuklara Bir Hediyedir…

Müzik Otistik çocuklar için Tanri’nin bir lutfudur.  Çünkü araştirmalar ortaya koymuştur ki otistik çocuklar, müzikal alanda, normal çocuklardaki kadar iyi bir performans gösterebilmekte ve müzikal olan işitsel uyarilara, diğer işitsel uyarilardan daha sik ve uygun tepkiler vermektedirler.

Müzikal çalişmalar dil gelişimine, sosyal ve duygusal beceri gelişimine, okul öncesi kavramlarin geliştirilmesine, duyu ve hareket gelişimine katkida bulunmaktadir…

Hiperaktif çocuklar korkmayin, müzik var!

Dikkatleri ileri derecede bozuk olan, aşiri hareketli hiperaktif çocuklar müzikle tedaviden çok faydalanmaktadirlar.

Abikoff adli bir araştirmaci 1996 yilinda yaptiği bir çalişmada müzik dinleyerek ders çalişan hiperaktif çocuklarin dikkati sürdürme ve odaklama yeteneklerinin, buna bağli olarak da aritmetik çözme performanslarinin arttiğini keşfetmiştir.

2002 yilinda Amerikali araştirmaci Janata’nin yaptiği bir fonksiyonal MR çalişmasinda da müziğin, hiperaktif çocuklarda beyin ön ve yan bölgelerindeki kan akimini artirarak davraniş problemlerini azalttiği tespit edilmiştir. Bu biyolojik etkilerinin yaninda müzikle tedavi, hiperaktif çocuğun kişisel ve sosyal gelişimine katkida bulunmakta, sosyal uyumunu artirmaktadir.
Zekayi müzikle geliştirelim…

Müzikle tedavinin çok etkili olduğu bir başka bozukluk grubu ise Zekâ Gerilikleridir. Zekâ geriliği olan kişilerde öğrenmekte zorlanma, eğitim ortamlarinda sikilma ve öğrenmekten kaçinma davranişlari siklikla görülmektedir.

Müzikterapi, eğitim ortamini eğlenceli bir hale getirmektedir. Bu çocuğun kaçinma ve sikilma davranişlarini en aza indirmektedir.  Duygusal, hareketsel ve iletişimsel beceriler artmaktadir. Okul öncesi ve okul dönemi bilgileri çok kisa sürede ve kolaylikla öğretilebilmektedir.  En esnek terapi araçlarindan olan müzik, müzikle tedavi yönteminin her alanda kullanabilmesine imkan sağlamaktadir.

Okullar artik sikici olmayacak…

Okullar rahatlikla müzikterapi ortamina dönüştürülebilmektedir. Öğrencilerin akademik ve müzik eğitimine destek olmak, eğlenceli bir eğitim ortami hazirlamak, okul motivasyonunu artirmak, duygularin doğru ifade edilmesini sağlamak, sosyal paylaşim ve uyumu artirmak ve öğretmenlerin eğitimine katkida bulunmak için okullarda müzikterapi etkin bir biçimde kullanilabilmektedir. 

1996 yilinda Amerika’da ortaokul öğrencilerine yapilan ilginç bir müzikterapi çalişmasinda hizli tempodaki müziklerle çalişildiğinda hakkini arama davranişinda artiş saptanmiştir.
 
 
 
Uzm. Dr. Adnan Çoban
---------------------------------------------------------------------------------

ESKi TÜRKLERDE HASTALIKLARIN TEDAViSiNDE MÜZiĞiN KULLANILMASI
      
        islamiyetin kabulünden sonraki dönemde ; müzik ilmi hakkinda ilk ciddi
     çalişmalari yapan  FARABi ve  iBN-i SiNA  gibi bilginler, hastaliklarin mü-
     zikle tedavisi konusuna da eğilmişlerdir. Büyük Türk bilgini Farabi,makam-
     larin ruha olan etkilerini şöyle siniflandirmiştir.
                   

         RAST MAKAMI: Neşe ve huzur verir.
         REHAVi MAKAMI: Sonsuzluk hissi verir.
         KUÇEK MAKAMI: Hüzün ve elem verir.
         BOZORK MAKAMI: Korku verir.
         ISFAHAN MAKAMI: Hareket kaabiliyeti ve güven hissi verir.
         NEVA MAKAMI: Lezzet ve ferahlik veriri.
         UÞÞAK MAKAMI: Gülme hissi verir.
         SABA MAKAMI: Cesaret ve kuvvet verir.
         BUSELiK MAKAMI: KUvvet verir.
         HÜSEYNi MAKAMI: Sükunet ve rahatlik verir.
         HiCAZ MAKAMI: Tevazu(alçakgönüllülük) verir.



   
         HASTALIKLARIN TEDAViSiNDE KULLANILAN MAKAMLAR
                
         RAST MAKAMI: Felç hastaliğina devadir.
         IRAK MAKAMI: Har (eşşek) mizaçlilara, durgun ve kafasi çalişmayanlara
                             ve korkuya karşi faydalidir.
         ISFAHAN MAKAMI: Zihni açar,zekayi arttirir,hatiralari tazeler, kuru ve ru-
                               tubetli hastaliklardan vücudu korur.
         ZiRKEFEND MAKAMI:  Sirt, mafsal ağrilarina ve kulunca faydalidir.
         REHAVi MAKAMI: Başağrisina devadir.
         BOZORK MAKAMI: Ateşli hastaliklara iyi gelir.Zihni temizler,vesvese ve
                              korkuyu yokeder, fikre istikamet verir.
         NEVA MAKAMI: Kadin hastaliklarina iyi gelir.
         ZENGÜLE MAKAMI: Kalp hastaliklarina devadir.
         HiCAZ MAKAMI: idrar zorluğuna iyi gelir.
         BUSELiK MAKAMI: Kulunç ve bel ağrisina  faydalidir.
         UÞÞAK MAKAMI:Nikris(damla) ağrilarina iyi gelir,uyku getirir, rehavet ve-
     rir.
         HÜSEYNi MAKAMI. Kalp ,karaciğer,mide,sitma hastaliklarina iyi gelir.
         

           
         TÜRKLERiN MiZACINA EN UYGUN MAKAMLAR

         Uşşak , neva ve buselik makamlaridir.

-------------------------------------------------------------------------


TEDAViDE MÜZiK VE ANTiK DÖNEM'DE UYGULANMASI

Dr. HAŞMET ALTINÖLÇEK

i.T.Ü. TÜRK MUSiKiSi DEVLET KONSERVATUARI Öğretim Görevlisi

ÖZET:

insan yaşaminda etkili ve güçlü bir iletişim araci olan müzik, yalnizca ruhsal yapinin kötü olduğu durumlarda değil, iyi olduğu durumlarda da insani etkilemektedir.

 

Eski medeniyetlerde hastaliklarin iyi edilebilmesi için çeşitli tedavi yollarini denemiş olan insanoğlu, müziğinde hastaliklarin tedavisinde etkili olabileceğini düşünmüş ve kullanmiştir.

 

Müzik kendine özgü dili, yapisi ve anlatim öğeleriyle insanin duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilir. Bu bağlamda, eski medeniyetlerde de psikolojik sorunlarin giderilmesinde müziğin terapik etkilerinden yararlanilmiştir.
 

 Anahtar Kelimeler: 
Müzik - iletişim ve Tedavi - Antik Dönem
 
 
GiRiÞ

Tarihsel olarak incelendiğinde büyüsel, dinsel, askeri ve eğlence amaçli olarak kullanilan müziğin hastaliklarin tedavisinde de kullanilmiş olduğu görülür.

 

Eski çağlarda hastaliklarin iyi edilebilmesi için çeşitli tedavi yollarini denemiş olan insanoğlu, bilgilerinin ve inançlarinin işiğinda, müziğin de hastaliklarin tedavisinde etkili olabileceğini düşünmüş ve kullanmiştir. Çünkü insanlar müziğin rahatlatici, yaşama renk katan ve insanin ruh sağliğinda tartişilmiş bir işlevi olduğuna inanmişlardir.

 

insanlarin genetik ve kültürel gelişmesi, onlari birbirleriyle daha yakin ilişkiler içine sokmuştur. Müzik, insanlar arasinda birliği ve kardeşliği yaratmakta yardimci olmasi, insanlarin ruh sağliğini olumlu olarak etkilemesine vesile olur. Kisaca müzik insana, insanliğin gereksinimi olan birçok olguyu sağlar. Kendi kültürümüzde olduğu gibi, diğer kültürlerde de müzik, bir iyi niyetin diğer insanlara erişmenin bir ifadesidir.

 

Müziğin insanlar üzerindeki güçlü etkisi, doğrudan doğruya insanin duyum ve bilinçle ilgili davranişlarinin merkezi olan beyni etkilemesindedir. Çünkü insan beyni, çevreyle ilişkiyi sağlayan tek organdir.

 

Müziğin duygu yönüyle meydana getirmiş olduğu etkilerin toplanip organize olduğu ve değerlendirildiği yer, beyindeki limbik sistemdir. Bu sistem, beyindeki davraniş ve heyecanlarimizi, temel biyolojik dürtülerimizi, belleğimizi ve öğrenmeyle ilgili bazi yapilarin nöral mekanizmalarini içerir. Sevinç-keder, heyecan gibi duygu ve davranişlarimizi etkileyecek onlari yönlendiren çeşitli olaylar, beyindeki limbik sistemin organizasyonuna uyarak yaşamimizda değer kazanmaktadir. Bu nedenle etkileme gücü olan müzikal bir eser, limbik sistemin bu özelliklerini harekete geçirerek, bireyin motivasyonunda ve davranişlarinda değişiklik meydana getirebilmektedir.

 

Hasta bireyin tedavisinde kullanilacak müzik, kendine özgü bir "müziksel uyarici"dir. Bireyin "müziksel uyaranlar"a duyarli duruma gelmesiyle "müziksel algilama"  oluşmaktadir.

 

Müziksel uyaricilar insanin devinimsel yaşamina olan etkileri bakimindan, devingenleştirici (hareketleştirici) uyaricilar ve durağanlaştirici uyaricilar olarak ifade edilebilir. Her müziksel uyarici her yerde, her zaman, her birey için hep ayni derecede uyarici olmayabilir. Bir müziksel uyaricinin uyaricilik derecesi ortama, zamana ve bireye göre değişebilir. Örneğin; marşlar, dans müziği, oyun müziği gibi değişik türden müzik türleri bireylerin yaşamlarindaki devingenliği arttirici uyaricilardir.

 

Yüzyillar içinde filozoflar, hekimler ve müzisyenler, müziğin tepkisini oluşturan unsurlari açiklamaya çalişmişlardir. Burada iki teori söz konusu olmuştur. Bunlardin biri, müziğin duygulara yapmiş olduğu etki, ikincisi ise müziğin fizyolojik etkileri nedeniyle beraberinde oluşturduğu psikolojik etkidir.

 

Müziğin kendine özgü dili, yapisi ve anlatim öğeleriyle insanin duygu ve düşüncelerine seslendiği söylenebilir. insan tüm yaşami boyunca doğadaki ses veren nesnelerle ilgilenmiş, nesnelerin görünüşlerinin yani sira, çikardiklari seslere göre o nesneler üzerinde bir yargiya varmiştir. Böylece, sesleri  taniyip anlamaya ve o sesleri kullanarak iletişim kurmaya çalişmiştir.

 

insan müzikle yalnizca iletişim kurmakla kalmamiş, müziği psikolojik sorunlarini gidermek için de bir yardimci araç olarak kullanmiştir. Böylece, müzikle tedavi ortaya çikmiştir.

 

Müzikle tedavi, zihinsel özürlü veya emosyonel sorunlari olan çocuklarin ve erişkinlerin psikolojik rahatsizliklarini belirlemede, bunlara çözüm getirmede yol gösteren bir iletişim araci olmuştur.

 

Müzik, tüm sanat dallari içinde en fazla sosyal olanidir ve yüzyillar boyunca ortak bir deneyimi oluşturmuştur. Sosyal fonksiyonu kişiyi bir katilimci olarak veya grup içinde uyumlu ve düzenli davranişi oluşturmaktadir. Müziğin grup psikoterapisi için ideal bir araç olduğu konusunda fikir birliği mevcuttur.

 

Müzik, bir kültürün sembolik anlatimi veya bir grubun yaşam biçimidir. Bir ulusal milli marş ulusal bir topluluğun bütün üyelerine ait bir semboldür. Burada grup içerisindeki üyelerin irklari, politik durumlari veya inançlari dikkate alinmamaktadir. Müzik karşisinda verilen bazi fiziksel karşiliklarin kendiliğinden kontrolsüz reflekslerden oluştuğu bilinmektedir. Örneğin; müzik dinlediğimizde aniden hizlanan bir pasaj sirasinda nefes almamizin hizlandiğini kaydedebiliriz. Bunlar arzu edilmeyen reflekslerdir.

 

Yüksek veya alçak ses yüksekliği bir sinirsel gerilim veya gevşeme şeklinde etkili olmaktadir ve bu etki daima müziğin genel karakterine bağli olmaksizin gerçekleşmektedir. Aşiri hiz veya ses yoğunluğu sinirlerin aşiri uyarilmasina neden olabilmekte ve fiziksel ağrili bir durum da oluşturabilmektedir. Yaklaşik, 70-80 desibel üzerine çikan titreşimler çeşitli rahatsizliklara  örneğin; kulak ağrisi, sinir hücreleri rahatsizliklari ve psişik rahatsizliklara neden olmaktadir.

 

Müziğin duygusal etkileri hafif de olsa, belirli fizyolojik cevaplari oluşturmaktadir. Örneğin, kan dolaşiminda veya nefes alma sürecindeki değişiklikler burada söylenebilir. Müziğin ritmi kas faaliyetlerini uyarmaktadir ve bedensel hareketleri uyarmaktadir. Belirli ilkel danslar örneğin; savaş danslari fiziksel enerjiyi arttirmakta geliştirmektedir.

 ANTiK DÖNEM'DE MÜZiĞiN TEDAViDE KULLANIMI

Evrenin  esrarli olduğuna, ruhlar veya doğaüstü güçler tarafindan yönetildiğine inanan antik dönem insani, hastaliğin nedenini bedene giren kötü bir ruhun eseri olarak yorumlamiştir. Hekimin görevini üstlenmiş olan büyücü, şifali bitkiler, danslar ve tütsüyle karişik ayinlerle hastanin bedenine girdiğine inandiği kötü ruhu uzaklaştirmaya çalişmiştir. Müzik büyücü tarafindan kötü ruhla iletişim kurmak ve onu kontrol altina alabilmek için kullanilmiştir. ilkel insan müziğin tedavide önemli olduğuna inanmiştir. Kendi anlayiş biçimlerine göre uygulamiş olduklari yöntem ve inançlar, özellikle müzikteki hüner ve bilgileri bu konuda önemli bir rolü üstlenmiştir.

 

Ruhlarin ve büyünün egemen olduğu bir dünyada varliğini sürdürmeye çalişan antik dönem insani, kendisini yakalayan hastaliklarin metafizik güçlerin eseri  olduğunu, bu nedenle de yalnizca büyünün yardimi ile bu dertten kurtulacağina inanmiştir. insan vücuduna giren ve dişari çikmasi gereken kötü bir ruhu hastaliğin nedeni olarak görmüştür. Büyücü, şifali bitkiler, danslar ve tütsüyle ayinlerle hastanin bedenine girdiğine inandiği kötü ruhu uzaklaştirmaya çalişmiştir. Monoton bir ritim eşliğinde, hastanin bedenine girmiş olan kötü ruhun tepkilerine cevap olarak hizli, yavaş, yumuşak veya sert melodilerle birlikte etkileyici sözlerin de eklenerek hastanin şifaya kavuşturulmasi müzikle tedavinin temelini oluşturmuştur.

 

Müzik, hastanin tedavisinde kötü ruhla iletişim kurabilmek ve onu kontrol altina alabilmek için, bir araç olarak kullanilmiştir. Tedavi esnasinda söylenen şarkilar, kötü ruhun tepkisine göre şiddeti gittikçe yükselen veya alçalan, hizlanan  ya da yavaşlayan bir melodi üzerine kurulmuştur. Kötü ruhu ikna çabasi veya tehdit içeren sözlerin görüldüğü melodilerde genelde basit ölçülerin kullanildiği ve sinirli  araliklarla işlendiği görülür.

 

Hastalik nedeninin kötü bir ruhun eseri olduğu düşüncesi antik dönemde, oldukça yaygindi. insanlar, hastaliğin kizgin bir ilâh tarafindan, işlenen bir günahin bedeli, ya da şuurlu veya şuursuz olarak bir kuralin çiğnenmesi nedeniyle gönderildiğini düşünmüştür. Öncelikle hasta suçlu olduğunu bu suçun bağişlanmasi içinde tedavi öncesi tanrilarin yatiştirmasi ve onlari razi etmesi gerektiğine inanmiştir.

 

insan düşüncesinde yaratilmiş olan antik dönemin tanrilari büyü ile yatiştirilacak basit ruhlar değildi. insani sifatlara sahip bu tanrilar  öfkelendiklerinde öç alan olağanüstü güçler gibi davraniyorlardi. Savaş, bariş, tip veya sanat gibi insan yaşaminda aktif yer tutan olaylarda kontrol ellerindeydi.

 

Antik Dönem'de hastaliğin öç alan bir tanri tarafindan gönderildiği inanci, hastaliğa rasyonel yaklaşimi kaldirmiştir. Genellikle zihinsel hastaliklar, kötü bir ruhun hastaya sahip olmasina  bağlanmiştir. Hastanin ruhsal sağliğina yeniden kavuşabilmesi için bu kötü ruhun hastanin vücudundan çikartilmasi gerektiği düşünülmüştür.

 

Müzikle  tedavi en eski tedavi yöntemlerinden biri olup, pek çok eski medeniyetlerde kullanilmiştir. Bu medeniyetlerden biri de Eski Yunanlilardir.

 

Eski Çağ Medeniyetleri arasinda, en çok Yunanlilar'in müziği hakkinda bilgi sahibiyiz. Yunanlilar devrinden kalma yazma eserler ve başka arkeolojik bulgular yardimiyla bu medeniyetin müziği hakkinda oldukça geniş bilgi edinilmiştir.

 

Eski Yunanlilar, müziği her türlü erdemin kaynaği sayarlardi. Onlara göre müzik, ruhun eğitilmesi ve arinmasinda büyük bir etkendi. Hatta o devirde, "Paignio" adli neşe ve sevinç ifade eden havalar, hastaliklardan kurtulma, dertlere  karşi bir avunma şarkilari olarak kabul edilirdi.

 

Hastalik durumlarinda kendisinden yardim istenen tanri Apollon müzik gibi bir sanatin kontrolünü elinde tutmasi nedeniyle, kendisine hitap edebilmeleri amaciyla lir adi verilen bir çalgiyi insanlarin sikintilarini giderdiği antik dönemdeki inançlar arasindadir. Lir Apollon'un özel bir çalgisidir. Hatta, müzik yeteneği konusunda kiskanç olan Apollon, keçi ayakli orman cini olan Pan'in Flüt'ünü kendi Lir'ine tercih ettiği için Kral Midas'a eşek kulaklarini vermiştir. Bu nedenle, ayni zamanda Müzik Tanrisi da olan Apollon'dan  dilekte bulunmak isteyen bir paganin (çok tanriya tapan) ibadetinde çalarken veya söylerken tanrinin hoşnut olacaği bir melodiyi icra etmesi oldukça önem taşimaktaydi.

 

Yunan Mitolojisi'nde Apollon'un oğullarindan ve eski Yunanistan'in ünlü bir müzisyeni olan Orphee'nin de oldukça etkili şekilde lir çaldiği anlatilir. Mitolojide olay şu şekilde geçmektedir:

"Bir yilanin karisini sokarak öldürmesi üzerine Orphee, onu aramak için cehenneme gittiğinde  öylesine güzel bir şekilde Lir çalmişti ki, yilan saçli ve kanatli ölüm perileri Erinyeler ile cehennemin bekçisi üç başli ve yilan kuyruklu canavar köpek Kerbelos dahi bu eşsiz müzik karşisinda hareketsiz kalmişti"

 

Yunan filozof  Sokrates'in öğrencisi Platon (Eflatun) da M.Ö. 400'lü yillarda, müziğin ahenk ve ritim ile ruhun derinliklerine etki ederek, kişiye bir hoşgörü ve rahatlik verdiğini belirtmiştir. Ayrica Platon, şarkiyi iyileştirici özelliği olan bir çare olarak kabul etmekte birlikte, şarki olmaksizin hastaya uygulanan reçetelerin etkisiz olacağini da ekler.

 

M.Ö. 585-500 yillari arasinda yaşayan büyük Yunan filozofu ve matematikçisi Pytagoras, umutsuzluğa düşen veya çabuk öfkelenen hastalari, belirli melodilerle tedavi edebilme olanaklarini araştirmiş ve müzikle tedavi yöntemini ilk kullananlardan biridir.

 

Tibbin babasi sayilan Hipocrates de 2400 yil önce, bazi hastaliklari tedavi için, hastalari ilahilerle tapinağa götürürdü.

 

Platon'un öğrencisi ve Büyük iskender'in hocasi Aristoteles (M.Ö. 384-322) de müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini araştirmiş ve bunu yazilarinda belirtmiştir.

 

Yunanistan'in en ünlü anatomi ve fizik bilgini olan Claudis Galien de müziğin, akrep ve böcek sokmalarina karşi panzehir olduğunu ileri sürmektedir.

 

Eski Yunan'da Orgi adi verilen (Þarap Tanrisi Dionysos adina yapilan şölenler) danslar ile pagan ayinlerini doğrudan doğruya tedavi ile ilgili bir amaçlari yoktu. Fakat bu ayinler büyük bir psikolojik  boşalma sağlarlardi. Yapilan ayinlerde rahibin sorumluluğu altinda olup, onun yerine getirmek zorunda olduğu görevler arasindaydi.

 

Dionysos, şarap ve taşkin coşkunun tanrisi

Yeni Sayfa 1 54.227.51.103






Bilgileriniz sistemimize kaydedilmektedir.


Online
Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız
 
Bugün 39553 ziyaretçi (104448 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=